Hayvan

HAYVANLAR İLE BAĞIMIZ

Köpekleri kurtarma konusunu, sokakta yaşayan hayvanları ve onları beslerken nelere dikkat etmemiz gerektiğini bu konulara yıllarını ve gönlünü vermiş, Tanış Onunla girişiminin kurucusu Sarp Dakni’yle konuştuk.

Baktıkça bağlanmak, bağlandıkça daha da iyi bakmak istemek… Evcil hayvanlarla yaşamın belki de insana en çok dokunan taraflarından biri bu. Müthiş bir sevgi ve şefkat alışverişi, bağı söz konusu. Bu yüzden onları evcil hayvan olarak değil, zor zamanlarımızda yüzümüzü güldüren, bakışlarıyla kalbimizi yumuşatan dostlarımız, oyun arkadaşlarımız olarak görürüz. “Kızım”, “oğlum” diye sesleniriz, kucağımıza alırız, koltukta birlikte uyuruz, aynı dili konuşmasak da kendimizi onlara dertlerimizi anlatırken buluruz. Biz onlara oturmayı, durmayı, yanımızda yürümeyi öğretiriz ama esas onlardan ne çok şey öğreniriz; karşılıksız sevmeyi, paylaşmayı, şefkati…

Kolay değil, hatta çok ciddi bir sorumluluk. Çocuk büyütmek gibi ama bu hiç büyümeyen bir çocuk. Zaman zaman kendi ihtiyaçlarımızı ikinci sıraya almayı gerektiren, maddi, manevi yük getiren bir konu. Sokağa terk edilmiş bir canlıyı kurtarmak ise bunların ötesinde bir de onun hayatını iyileştirmeyi, değiştirmeyi beraberinde getiriyor. Bir köpeği, kediyi kurtararak ona hayat vermiş oluyorsunuz. Bu konuyu, yıllardır terk edilen köpekleri tedavi ettirmek, yuvalandırmak ve insanlara hayvan sevgisi aşılamak için çalışan Sarp Dakni ile konuştuk.

Yıllardır terk edilmiş köpekleri kurtarma konusunda gönüllü çalışmaların var. Bu yolculuk nasıl başladı?

Bir köpekle büyümedim, köpekler çocukluğumda ve gençliğimde hiç yoklar aslında. Hayvanlarla ilgili duyarlılık bir tarafa, köpeklerin nasıl canlılar olduklarını bile bilmezdim. Otuzlarımın ortasında bir yurtdışı tatilinde gittiğim parkta bir kadının köpeğiyle oynamasını izledim. Yoğun bir enerji akışı vardı aralarında. Tatil dönüşü artık bir köpekle yaşamaya karar vermiştim. Profesyonel köpek eğitmeni bir arkadaşıma danıştım. Aslında pet shop’a gidip köpek alalım dese onu da yapardım. O derece bilgisizdim. Ama beni Yedikule Barınağı’na götürdü ve orada ilk köpeğim Pöti ile tanıştım. Yedikule Barınağı, Türkiye’nin en büyük ve en iyi yönetilen barınaklarından biri. Pöti, bana gösterilen köpeklerin en suratsız, gel deyince gelmeyen, en içine kapanık olanıydı. İç sesime kulak verip bir şekilde onu oradan almak istedim. Pöti ile beraber sosyal medyadan hayvan kurtarma operasyonlarını takip etmeye başladım. Daha sonra yaşlı bir köpek evlat edinmeye karar verdim. Yaşlı köpekler maalesef en son tercih edilenler oluyor. Bir barınağa gidip oradaki en yaşlı köpeği sordum ve 8 yaşındaki İngiliz Seteri Dede sürüye katıldı. Kısacası 10 seneyi aşkın süredir bilfiil kurtarma yapıyorum. Son 2-2 buçuk yıldır Ayvalık’ta yaşıyorum ve sahiplendirme operasyonumu artık buradan yürütüyorum. İstanbul’da kendini köpekleri kurtarmaya adamış çok fazla insan, bir paylaşım ve ortak bir güç var. Büyük şehirler dışında bu konuda uğraş verenler daha yalnız. Ayvalık’ta yalnız değilim ama çok az kişiyiz.

Neden satın almamalı ve sahiplenmeli?

Öncelikle etik olarak herhangi bir canlının alınıp satılamıyor olması lazım. Ben buna inanıyorum. Bunun ticarete dönüştürülmesi etik olarak doğru değil. Bir de işin merdiven altı üretim olarak tanımladığımız tarafı var. Köpeklerin korkunç, ışık almayan, kapalı küçük kutuların içerisinde yaşamaya zorlandıkları, damızlık annelerin sürekli doğurtulduğu korkunç sistemler bunlar. Endüstriyel hayvancılık gibi düşünebiliriz aslında. Endüstriyel hayvancılıkta yaşanan sıkıntılar farklı şekillerde satılan köpeklerin dünyasında da var. İnsanların köpeklerle ilişkisi, avlanmaya yardım etmeleri ve sürüleri gütmeleriyle başlıyor. Yüzyıllar önce evlerin içinde değildi köpekler. Sürü gütme, alan koruma gibi görevleri olan köpekler bugün hala var. Bizim burada ağırlıklı olarak altını çizdiğimiz, genetik deneyler ve çapraz döllenmeyle çeşitlendirilip, dönüştürülerek iyice küçültülen ve bir pazarlama ürünü olarak cazip hale getirilen köpekler. Bunun ticarete dönüştürülmesi gerçekten çok acı. Para kazanmak amaçlı sürdürülen üretim ve satış doğru değil.

Bizler daha çok ticari amaçla satılan ve daha sonra terk edilen köpekleri kurtarıyoruz. Operasyonumuzun hızlı yürüyebilmesi için insanlar ne kadar az köpek satın alırlarsa, yani bu bilinci ne kadar aşılayabilirsek o kadar iyi. Satın almanın dünyada tamamen biteceğini düşünmek bence bir ütopya ve pek mümkün görünmüyor. Amerika’da da milyonlarca köpek satın alınıyor ve terk ediliyor. Batı’da sokak köpeği diye bir kavram yok. Terk edilen köpekler barınaklara alınıyor ve belli bir süre sonra sahiplendirilmezlerse maalesef uyutuyorlar. Bizde neyse ki kanunen uyutma yok. Barınağa düşen köpek sahiplendirilemezse aynı sokağa geri bırakılmalıdır. Bazen bunun yerine belediyeler uygun gördükleri alakasız yerlere bırakıyorlar ve buna sonuna kadar karşıyım.

Geçen sene kaç köpek yuvalandırdın? Sistem nasıl çalışıyor?

Yılda ortalama 70-80 civarında köpek yuvalandırıyorum. Bunun için sadece Instagram hesabımı (@sarpdakni) kullanıyorum. Diğer sosyal medya kanallarını çok yorucu ve yıpratıcı bulduğum için kullanmıyorum. Bir köpek için ilan açtıktan sonra gelen başvuruları titiz şekilde değerlendiriyorum. Uygun olduğunu düşündüğüm adaylarla önce yazışıyor daha sonra telefon ya da zoom vasıtasıyla görüşüyorum. Ve son olarak en ideal olduğuna karar verdiğim adayla ilerliyorum. Bir köpeğe yuva bulmak oldukça stresli ve zorlayıcı bir süreç. Neticede bir köpeğin kaderine tek başınıza karar veriyorsunuz…

Bir köpek evlat edinmek isteyenlere tavsiyelerin neler?

Öncelikle bir köpekle birlikte yaşamaya hazır hissediyorlar mı bunu tam olarak anlamaları lazım. Köpekle bir yaşam paylaşmak çok önemli bir sorumluluk. Köpekler yaşamımızı güzelleştiren ve zenginleştiren hayvanlar. Ancak evimize bir köpek girdikten sonra yaşamımızın eskisi gibi olmayacağını da kabul etmemiz gerek. Yeni sorumluluklarımızı kabullenmeli ve hezeyana kapılmamalıyız. Yaşadığımız binada köpek beslenmesine karşı alınmış bir karar olup olmadığını öğrenmeliyiz. Ev sahibinin mutlaka onayı alınmalı. Ayrıca ev halkının köpek alerjisi olup olmadığı konusunda da bilgi sahibi olmak büyük avantajdır. Daha sonra nasıl bir köpekle yaşamak istediğimize karar vermeliyiz. En büyük yanılgı, köpeği tipine ya da ırkına göre seçmektir. Ancak yapılması gereken kendi enerji seviyemizi belirlemek ve bu enerji seviyesine ayak uydurabilecek bir köpekle tanışıp ilerlemektir. Terk edilen köpeklerin büyük bölümü sadece dış güzelliğine kapılarak alınan ancak kimi uyuşmazlıklar yüzünden vazgeçilen hayvanlardır. Her köpek güzeldir. Her köpek iyi bir evi hak eder. Boyutu ne olursa olsun her köpek apartman dairesinde yaşayabilir. ‘Apartmanda yaşadığım için küçük ırk evlat edinmek istiyorum.’ cümlesi insanın kendini kandırmasından başka bir şey değil.

Türkiye’de “sokak köpekleri” olarak adlandırdığımız köpekler var. Onlar için neler söyleyebiliriz?

Osmanlı döneminde İstanbul’daki köpeklerin fotoğraflarına baktığımız zaman bugün “sokak köpeği” olarak adlandırdıklarımızla neredeyse aynı tipte olduklarını görüyoruz. Bu topraklarda yaşayan ve çoğalan köpeklerin genel tipi bu. Türkiye’deki sokak köpeklerine bir ırk adı tanımlanması gerektiğini düşünenler bile var. Fiziksel olarak çok güzel hayvanlar aslında. Karakterleri de muazzam. Bir sokak köpeğinin yaşam deneyimi, bir ev köpeğinin deneyiminden kat kat fazladır ve aslında tam anlamıyla “bilgedir”. Yaşam konusunda bilge hayvanlar onlar. Çok özel köpekler.

Türkiye’de sokak köpeklerinin ortalama ömrü 1 buçuk ya da 2 yıldır. Otoyol kenarlarında yaşayanlar trafik kazalarında, ormanlardakiler açlıktan ve hastalıktan ölüyor. Doğan bebeklerin yüzde 80-90’ı altı ayı bile göremeden ölüyor. Bir yandan güvenli noktalarda ileri yaşlara kadar ulaşan sokak köpekleri de var. Bazı sokaklarda görebilirsiniz, 14-15 yaşlarına gelmiş sokak köpeklerini. Keşke sokak köpekleri de evlat edinilse ama maalesef böyle bir durum yok. Bugün bir sokak köpeği için açtığımız yuva ilanına hiç ilgi gösterilmiyor. Bu acı gerçeği kabul edip operasyonumuzu ona göre şekillendirmemiz gerekiyor. Bu sebeple önceliği daha çok yuvalanabilir köpeklere veriyoruz.

Kısırlaştırma konusunda neler düşünüyorsun?

Benim ve birçok insanın görüşü; mümkün olabildiğince çok köpeğin kısırlaştırılması gerektiği. Köpeklerin bu nedenle soylarının tükenme noktasına geleceğine inananlar var, ancak bu imkansız. Dünyada olması gerekenden çok fazla köpek var. Müthiş bir hızla çoğalan hayvanlardan bahsediyoruz. Köpek sayısı azalırsa, refahları ve yaşam kaliteleri de artar. Unutmayalım ki, köpek insana bağımlı hale getirilmiş bir hayvandır. Kediler için durum böyle değil. Doğanın akışında zaten kedi diye bir hayvan var. Köpek ise insansız yaşayabilen bir canlı değil. Bütün dünyadaki insanlar aniden yok olsa, köpekler hemen ardından ilk yok olacak canlılar olur ama kediler yaşamaya devam eder. Sürekli söylenen bir “Köpekler doğal ortamında olmalı” lafı vardır. Ama köpekler için doğal ortam yoktur. Köpeklerin yeri insanların yanıdır. Evsiz insanlara eşlik eden köpekler görebilirsiniz. Evsizler köpeklerine gerçekten çok iyi bakarlar. Kısacası bir köpeğin yeri “evdir” demek de tam olarak doğru değil. Köpeklerin yeri insanların yanıdır.

Ayrıca kısırlaştırma, kontrolsüz çoğalmanın ötesinde rahim kanseri, prostat kanseri gibi birçok sağlık sorununun da önüne geçer. Köpeklerin yaşam kalitesini oldukça yükselten bir uygulamadır. Özellikle dişiler yılın belli zamanlarında kızışır, ancak çiftleşmedikleri için rahimlerinde kalıcı hasarlar oluşabilir. Çoğu insan köpeğini kısırlaştırmaz ama çiftleştirmez de. Bu durum köpeklerde hormonal dengesizliklere ve ciddi davranış bozukluklarına sebep olabilir. Bu yüzden kısırlaştırma konusunda toplum bilincini yükseltecek çalışmalar yapmak lazım.

Bazı insanlar köpeklerini doğurtmanın en doğal hakları olduğunu söylüyorlar ancak kontrolsüz bir şekilde doğan yavruların vebali yine bu insanların üstüne kalıyor. Doğacak bebekleri çok iyi evlere sahiplendiririm düşüncesi her zaman doğru olmayabilir. Benim hep söylediğim bir laf vardır: ‘’Köpek söz konusu oldu mu ben babama bile güvenmem’’. Sahiplendirme konusunda profesyonelleşmiş biriyim ama yaptığım sahiplendirmelerde kılı kırk yarmama rağmen her on sahiplendirmenin üçünde bir problem çıkar. Öte yandan; bir köpeğin yanlış ellere geçeceğine sokakta yaşamasının daha iyi olduğunu düşünenlerdenim.

Sokaktaki hayvanları beslerken nelere dikkat etmeli?

Evimizdeki yemek artıklarını, kemikli, baharatlı, kılçıklı yemekleri sokaktaki köpeklere, kedilere vermek son derece zararlı. İyi niyetle yapılıyor ama bu tip besinler hayvanlara ciddi zarar verebiliyor. Köpekler vahşi doğada yaşamıyorlar. Kemikleri, kılçıkları öğütecek ağız yapıları, sindirim sistemleri artık ataları gibi değil. Bu yemekler onların ağız yapılarına ve dişlerine zarar veriyor, özellikle tavuk kemikleri kediler ve köpeklerin boğazlarına kaçabiliyor, damaklarına saplanabiliyor. Ayrıca sokağa atık yemek dökülmesi modern toplumun kurallarına da uygun değil. Köpeklere ve kedilere hiç faydası yok, hem de kirliliğe neden oluyor. Bu yüzden olabildiğince kuru mama ile besleme yapmak gerek. Temiz kalabilen ve olumsuz hava koşullarından etkilenmeyen bir gıdadır kuru mama. Evde de beslerken en doğru içerikli kuru mamayı fiyat/fayda dengesini göz önüne alarak seçmek gerekiyor. En pahalı mama her zaman en iyisi değildir ama çok ucuz mamaya da yönelmemek faydalıdır.

Her ne kadar köpeklerim için kuru mama kullansam da, körü körüne bir kuru mama savunucusu gibi algılanmak istemem. Kuru mama endüstriyel hayvancılığın önemli halkalarından biri. İklim krizinin en büyük tetikleyicilerinden biri de endüstriyel hayvancılık. Dünyada milyonlarca hayvanın kuru mama yediğini varsayarsak milyarlarca dolarlık bir endüstriden bahsetmemiz gerekir. Olaya bu perspektiften baktığımızda maalesef iklim krizine çok ciddi etkisi olan bir endüstriden söz ediyoruz. Kendi yediğimiz yemekleri vermektense kuru mama kesinlikle daha doğru; diğer yandan köpekler için günümüzde internette de bulabileceğiniz birçok yemek tarifi var. İnsanlar köpeklerine, kedilerine uygun yemekleri kendileri de pişirebilir. Hayvanlara iyi bir şey yapmak isterken, dünyaya mümkün olduğunca zarar vermemeliyiz.

Bir de son dönemde iyice öne çıkan “barf” yani çiğ beslenme metodu var. Özel bir tesiste et ve sebzeler püre haline getiriliyor ve bu püre -60 dereceye kadar dolduruluyor, soğuk zincirlerde porsiyonlar halinde insanlara ulaştırılıyor ve çözüldükten sonra köpekler tarafından tüketiliyor. Bu sistem Avrupa’da ve Amerika’da inanılmaz yaygın. Türkiye’de de bazı firmalar barf üretime geçti. Bazı hypo-allergenic mamalar böcek proteinlerinden üretiliyor. Hem bir hayvanla aynı evi paylaşıp hem de başka hayvanların onların yemesi için üretilip yok edilmesine sessiz kalmak kendimizi içinde bulduğumuz ve çıkamadığımız bir ikilem. Yemek konusu çok karmaşık ve çok farklı fikirlerin bir arada olduğu konu. Hem iklim krizi perspektifinden hem de etik olarak baktığında sıkıntılı.

Çevre duyarlılığı demişken başka nelere dikkat etmek gerek?  

Köpeklerin dışkılarını toplamak için kullandığımız poşetlerin de doğaya çok zararı var. Eskiden yaprak veya gazeteyle alınırmış dışkılar. Şimdi torba rulolar satılıyor ve bunların doğada çözünmesi yüzyıllar alıyor. Yine de modern toplumda yaşamanın gerekliliği olarak köpeğimizin dışkısını yerde bırakmamalıyız. Günümüzde patates nişastasından yapılmış poşetler var ancak daha pahalılar. Yine de köpeğiniz küçük ya da orta ırk ise gazete, yaprak gibi eski yöntemler de hala kullanılabilir aslında.

Konuştuğumuz tüm bu konularla ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenler için önerilerin?

Barf beslenme ile ilgili bir makale;  https://pets.webmd.com/dogs/guide/default.htm#1

Köpeklerine evde yemek yapmak isteyenler için; https://www.thedogbakery.com/blogs

Köpeklerin doğasıyla ilgili müthiş bir kitap: “In Defense of Dogs”, John Bradshaw imzalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir